Keşmekeş şehri Mersin!

  •  


Keşmekeş şehri Mersin!

Dilek Akpınar'la "Hayatın İçinden" programının dünkü konuğu Kent tarihi araştırmacısı ve eğitimci Mustafa Erim oldu. Erim, “Şehrin planlamasını Johnson yaptı ama hiçbirine uyulmadı. Uyulmuş olsaydı bu kadar keşmekeş olmazdı” dedi.

Mersin eskiden kazaymış, nereye bağlıydı?

 

Mersin 1864'te Adana sancağına bağlıydı, Adana da Halep vilayetinin bir kazasıydı. Mersin'in bulunduğumuz coğrafyayla çok derin bir ilişkisi var. 1864'te bir ilçe olarak Mersin'de çok hızlı bir süreç başladı. Mersin aslında varoluşunu limana sahip olmasına borçludur. Osmanlı'nın 1830'lu yıllarının sonunda üretilen bütün sanayinin dış dünyaya açılan tel noktasıydı. Ciddi bir Arap nufüsü var, hem Ortodoks Arap var, hem Sünni Arap var. Mersin'in gelişimiyle birlikte gelip yerleşen ciddi bir Ermeni nufüs var, Girit'ten gelip yerleşenler var. Osmanlı coğrafyasındaki etnik dini bünyesinde barındıran bir kent.

 

Tarih boyunca da örnek olmamış mıdır, barış kardeşlik açısından...

 

Mersin dünyada eşi benzeri olmayan bir şekilde Müslüman ve Hıristiyanlar'ın aynı mezarda yattığı bir kent. Bunu gündelik hayatımızda yaşayamıyorsak o zaman tarih bize sadece bir bilgi notu olarak kalır.Tarihimizi bilmiyoruz. Bilmediğimiz için de yeterli dersi alamıyoruz.Bu şehrin iki tane ismi var. Limonlu, Lamas çayının batısından öte yukarda da Mut ve Ermenek dahil olan bölgenin adı İçel'dir. Mersin 1830'lu yıllarda burada bir sahil kasabasıdır. Hem İçel var hem Mersin var. Cumhuriyetin ilk döneminde burada iki şehir görürüz. Mersin ve İçel. 1933 yılına kadar bu böyle. 1933 yılında bu iki vilayet birleştiriliyor. 2002'ye kadar İçel ismiyle devam ediyor. Bölge olarak da burası Mersin. İçel de coğrafi bir tanımlama,alan adı olarak aklıyor.

 

Şehir ve insan ilişkisi desem…

 

Aslında kentleri var eden en önemli hususiyetlerinden birisidir. Şehirler bir yaşama alanı olarak belirlenmiş. Ama günümüzde bir barınma alanına dönüşmüş durumda. Geçmişte de şehir ve insan arasında çatışma yaşanıyordu ama bugünkü gibi değil. Şehirlerdeki insanların şehirle bütünleşmelerinde sorunlar var. Acaba bugün kentler yanlış yerlere mi kuruldu? Bugün bir şehir genişlemeye başlarken, daha çok maddi açıdan neresi daha çok kazanç temin edecekse orası tercih ediliyor.

 

Sizce bizim kentimiz yaşanabilir tarzda mı kuruldu?

 

Şehrin planlamasını Johnson yaptı ama hiçbirine uyulmadı. Uyulmuş olsaydı bu kadar keşmekeş olmazdı. 1974'ten sonra bu şehri neredeyse 40 yıl üç tane belediye başkanı yönetti. Bu çok istikrarlı bir durum. Buna rağmen bu şehir olabildiğince tahrip edildi. Şevki Vanlı tarafından yapılan şehri koruma planına uyulmadı. Bugün bakın Hastane ve Silifke caddesi dışında ticari bir yer bulamazsınız. yanlış genişleme sonucu tahrip oldu.

 

Sahil şeridine baktığınızda durum içler acısı.

 

Mersin'deki her 10 evden birisi narenciye ve limon bahçelerinin tahribiyle kurulmuştur. Bu şehir portakal çiçeği kokusunu yeniden kazanmalı. Eğer bir şehrin üzerine kurulduğu değerler silsilesini yok ederseniz şehrin hafızasını yok etmiş sayılırsınız. Bugün Ayasofya'yı günümüze taşımak yerine onu anlatan kitaplar olsa aynı ruhu bize veremez.

 

Sizce Mersin tarihine sahip çıkıyor mu?

 

Çıkmadığını kabul etmek lazım. Düşünün bu bölge 500 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmış. Ama Osmanlı arşivlerinde burayla ilgili belgeler henüz ortaya çıkmış değil. Bu şehrin gerek limanla gerek iskelelerle Osmanlı dönemindeki belgelere henüz ulaşamamış olması bu kentin tarihine önem vermediğini gösterir. Mersin çok zengin arkeolojik bir yer. Ören yerlerine sahip olma açısından en zengin yer Mersin. Mevcudu koruyamama benim bahsettiğim. Mersin'deki bütün sivil toplu kuruluşlarının destek vermesi gereken bir çalışma. Diğer şehirlerin üniversiteleri Osmanlı belgelerinin hepsini kitaplaştırmışlar. Bu, şehrin bütün unsurlarının bu kente sahip çıkmadığının sonucudur.Hafta sonu Silifke'ye doğru gezmeye gittim. Kazı çalışmalarında boş mezarlar çıkmış, yol kenarlarında duruyor. Mersin bu kadar mı tarihine sahip çıkmada zayıf kalıyor, evet diyebiliriz. Tarihte şehirlerin hem batıda hem bizim coğrafyamızda oluşumu farklıdır. Erken İslam şehirlerini İslamiyet'le başlatırsak, Mekke ve Medine İslamiyet'le hüviyet bulmuştur. Şehirleşme toplu yaşama ilkelerinin belirlendiği yerlerdir. Demokrasiyi de şehircilik doğurmuştur. Medeniyet kavramının şehirle çok yakın bir bağı vardır. Medeniyet şehirli demek, kelimenin çıkış noktası budur.

 

Şehir ve medeniyetin ilişkisi...

 

Şehirler bir takım ölçülerle inşa ediliyor. Şehir merkezini cami oluşturur. Batıda da böyle. Medeniyetler mensup oldukları değerleri o kente damgalamak isterler. Bu coğrafyadaki şehirleşmeye baktığımızda Anadolu'ya geldiklerinde Selçuklular mevcut kentleri kullanıyor. Anadolu'da asıl kalıcı damgayı Osmanlı vurmuştur. Ama Osmanlı'da geçmişteki geleneksel yapıların korunduğunu görüyoruz. Tahribat 1950'li '60'lı yıllardan sonra apartman hayatıyla başlamıştır. Mersin'in de en büyük sorunu aidiyet sorunu. Konya'da tek başına Mevlana aidiyet veren bir karakter. Urfa'da da geleneksel yapı korunuyor. Bu şehirde aidiyet oluşturan bir şahsiyet de göremiyoruz. Mersin'in neyiyle övüneceksiniz, bazen evleri olabilir, bazen spor da tek başına aidiyet taşıyan unsurdur.

 

Hangisine değer veriliyor sizce?

 

Aslında biz birbirimize değer vermiyoruz. Turizmin t'si burada mevcut değil. Mersin liman kentidir, turizm kentidir diyenler var. Birilerinin bu konularda çok önde olması lazım. Kent ve belediye arasında da çok yakın bir bağ var. Batıda belediyeciliğin temelini Magna Carta'ya kadar götürebiliyorsunuz. Kralın yetkilerinin sınırlandığı bir anlaşma bu. İstanbul'da ilk belediye 1855 yılında yapılıyor. istenildiğini veremiyor ve 1856'da lağvediliyor.  

 

Bu kentin turizm platformunu başarılı buluyor musunuz?

 

Mersin çok net bir şekilde turizmden yana bir tercihte bulunmadı. Kent tahrip edilirken, imar planlarının olmadığı yerlerde yeni mahaller kurulurken kimse bir şey yapmadı. Matbaanın icadı mimariyi yok etti der Jean Jacques Rousseau. İtalya'nın Verona kentinde yılda 10 milyon turist adını bile bilmediğimiz bir kente gidiiyor. Romeo ve Juliet'in yaşadığını söyledikleri bir eve geliyorlar. Bizimki kentin bütününün yeniden inşaasıyla çözülecek bir sorundur.

 

Kız kalesinin hali içler acısı

 

Hemen kıyıda Korykos Kalesi var hatta, savunma amaçlı yapılan. Yerel yönetimlerin birinci önceliği olmayan sorunlar bu kentin sorunları. Venedik'te 300 yıldır yeni bir yapılaşmaya izin verilmiyor.

 

Tarihi mekanların şehirlere katkıları nelerdir?

 

Bazen tek bir yapı bir kenti ziyaret edilebilir noktaya getirebilir. 1970'li yılların fotoğraflarına baktığınızda şehirle tabiat arasında bir kavganın olmadığını görürsünüz. Bugün şehirleşme öyle bir noktaya gelmiş ki yapılaşma kentin sıcaklığını 5 derece artmış durumda. Bunu bilim adamları söylüyor. Bugün şehirlerimiz yapılırken şehir batıya doğru mu, doğuya doğru mu büyümeli diye sorulmuyor. Tamamen kar amaçlı bakılıyor.